Sıkça Sorulan Sorular
Soru göndermek için tıklayınız.

  • Kanserden korunmak için neler yemeliyiz?

    Kanserden korunmak için beslenme konusunda yapılması gerekenler aslında sağlıklı yaşam için yapılması gerekenlerdir. Sağlıklı yaşayabilmek için yapılacaklara uyulursa kanserden de korunulur. Bunun için başta kilo almamak, sağlıklı kilonuzu sürdürebilmek için kalorisi düşük yiyecekler ve içecekler tercih edilmelidir, özellikle yağlı yiyeceklerden uzak durulması gerekir. Günde en az 5 porsiyon çeşitli renkte sebze ve meyve tüketilmelidir. Kırmızı et tüketimi sınırlandırılır, işlenmiş et ürünleri (sucuk, salam, sosis vs) tüketilmemelidir.

  • Meyve ve sebzelerde bulunan hormon ve ilaç kalıntıları kansere yol açar mı? Nasıl dikkat etmeliyiz?

    Özellikle ilaç kalıntıları kanser gelişiminde rol oynayabilir, pratik hayatta bunlardan uzak durabilmek çok zordur, bu gıdalardan ilaçların maalesef yıkama ile veya kabuklarını ayıklama ile uzaklaşılması güçtür, ama bu yinede kişilerin bu konuda bilinçli olmaları ve bu konuda dikkatli olmaları gerekir.

  • Kırmızı et tüketimi kansere yol açar mı? Sağlıklı bireyler ne oranda kırmızı et tüketmeli?

    Bazı kanserler örneğin kalın barsak kanserinde kırmızı et tüketimi fazla olan toplumlarda daha yüksek oranda görülmektedir. Kırmızı et protein ve demir bakımından önemli bir besindir, onun için tamamen bırakılmamalı, haftada birkaç öğünde yenmelidir.

  • Kanserli hastalarımız tedavisi sırasında beslenme konusunda başlıca nelere dikkat etmeli?

    Tedavi sırasındaki beslenmenin aslında sağlıklı beslenmeden bir farkı yoktur, ancak önemli protein ve demir kaynağı olmasından dolayı kırmızı et tüketimi arttırılmalıdır. Mutlaka her gün bir öğünde alınmalıdır. Ayrıca protein kaynağı olarak yumurta ve süt ürünleri de yenmelidir. Besleyici değeri olmayan yüksek şeker ve yağ içeren yiyeceklerden uzak durulmalıdır. Sebze ve meyve tüketimine özen gösterilmeli ve işlenmiş tahıl ürünleri yerine tam tahıl ürünleri tercih edilmeli . Ayrıca günde 2 lt civarında su içilmelidir.

  • Radyoterapi alırken beslenme konusunda hastaların özellikle dikkat etmesi gerekenler nelerdir?

    Radyoterapinin uygulandığı bölgeye göre beslenme önemi artabilir. Bunların başında baş ve boyun bölgesi ve göğüs bölgesine uygulanan radyoterapiye bağlı oluabilcek komplikasyonlar (ağız yarası, yutma güçlüğü, ağız kuruluğu gibi) durumlarda katı gıda ile beslenme güçleşebilir, onun yerine yumuşak gıdalar hatta sıvı şeklinde gıdalar tercih edilmeli, ayrıca asitli, baharatlı gıdalardan uzak durulmalı, sıcak gıdalar yerine soğuk gıdalar tercih edilmelidir. Karın bölgesine uygulanan radyoterapi bulantı, kusma ve ishale neden olabilir, bu şikayetleri arttırmayacak gıdalar tercih edilmelidir.

  • Kemoterapi veya radyoterapi alırken bitkisel haplar kullanabir miyiz? Zararları var mıdır?

    Bu tedaviler uygulanırken bunlardan uzak durulamalıdır. Özellikle ilaçlarla etkileşime girerek ilaçların etkilerini azaltabilirler ya da toksik etkilerini arttırabilir.

  • Zencefil, çörek otu, ısırgan tohumu vb bitkilerden hangilerini hastalar tedavileri sırasında kullanabilir? Ne oranda kullanmalı? Kullanılan ilaçlar ile bitkiler etkileşir mi?

    Bunların hiçbirinin kanıta dayanan bir yararı gösterilememiştir. Sadece zencefilin ilaçlara bağlı bulantıyı azatlığı gösterilmiştir. Yukarıda söz ettiğim gibi Özellikle ilaçlarla etkileşime girerek ilaçların etkilerini azaltabilirler ya da toksik etkilerini arttırabilir.

  • Vitaminler sağlıklı bireylerin kansere yakalanmasını önler mi?

    Kesin olarak böyle bir durum ispatlanmamıştır. Sadece D vitaminin bazı kanserleri azaltabileceği düşünülmektedir. Diğer vitaminler ile ilgili herhangi bir kanıt yoktur, hatta A vitaminin sigara içemlerde akciğer kanserini arttırdığı kanıtlanmıştır. Hap olarak herhangi bir vitamin almanın hiçbir gereği yoktur.

  • Kanser tedavisi sırasında özellikle C vitamini gibi antioksidan özellikleri ön plan çıkarılan vitaminleri kullanılmalı mı?

    Hiç gereken yok, vitaminler gıdalar ile alınmalıdır, ilaç olarak herhangi bir vitaminin alınmasına gerek yoktur.

  • Kanserli hastalarda beyaz gıdaların (şeker, beyaz un, süt ve süt ürünleri) kanserin büyümesine neden olduğu haberleri medyada sıklıkla yer alıyor. Bunlar doğru mu?

    Böyle bilimsel bir dayanak yoktur. Şeker ve şekerli gıdaların besleyici değeri oldukça düşüktür, bunları yüksek oranda yemek doyum sağlayabilir, besleyici değeri yüksek olan gıdalar yeterli oranda tüketilmesi engellenebilir. Eğer tedavi sırasında kilo kaybı oluyorsa kilo almayı sağlayabilmek için şeker gibi yüksek kalorili besinler faydalı olabilir. Ayrıca tedavi sırasında süt ve süt ürünlerinin de yararı vardır. Bunun dışında şeker ve sütün kanser hücresine olumsuz etkileri söz konusu değildir.

  • Meme kanserli hastalarda soya ürünlerinden kaçınılmalı mı? Her aldığımız üründe soya olup olmadığına hastalarımız bakmalı mı?

     Hormon bağımlı meme kanserinde düşük de olsa östrojen kapsayan soyadan kaçınılması yararlı olabilir.

  • Kemoterapinin neden olduğu kan değerlerinde düşme ve savunma sisteminde zayıflama gibi durumları önlemek için bazı alternatif ilaçlar veya besinler (bal, pekmez, dalak, ciğer vs) fayda sağlar mı?

    Bu saydığınız yiyeceklerin hiçbirinin bu konularda yararı gösterilmemiştir, ama özellikle kırmızı et demir kaynağı olarak kırmızı hücrelerin düşmesi durumunda yararı olur.

  • Kemoterapi veya radyoterapi sonrası ağızda oluşan yaralarda veya ishallerde ne tür besinler tüketilmeli?

    Ağız yaraları oluştuğunda katı gıda ile beslenme güçleşebilir, onun yerine yumuşak gıdalar hatta sıvı şeklinde gıdalar tercih edilmeli, ayrıca asitli, baharatlı gıdalardan uzak durulmalı, sıcak gıdalar yerine soğuk gıdalar tercih edilmelidir. İshal olduğunda da özellikle sıvı kaybına dikkat edilmeli, bol su, açık çay, meyve veya şeftali suyu içilmeli, öğün sıklığı arttırılarak azar azar besin tüketilmeli, elma (kabuğu soyulmuş veya su halinde) ve muz gibi pektin ve potasyum içeriği yüksek gıdalar alınmalı, ayrıca haşlanmış patates de potasyum bakımından önemlidir, diğer taraftan tuzlu ayran, çorba ve kepeksiz tuzlu krakerler yüksek sodyum değerleri bakımından önemlidir.

  • Kanserli hastalar hangi durumlarda ağızdan hazır yüksek kalorili gıdalara geçmeli?

    Mümkün olduğu kadar doğal gıdalar ile ve ağız yoluyla beslenmeye özen gösterilmedir. Gerçekten kaşektik derecede bir beslenme sorunu varsa hazır yüksek kalorili gıdalardan yaralanılabilir.

  • Kanserli hastalara zaman zaman damardan gıda uygulanması uygun olur mu?

     Bunu çok kısıtlı yaralı olduğu durumlar vardır. Tedaviye bağlı özellikle yüksek dozlarda uygulanan kemoterapi sırasında ağız veya barsak yoluyla beslenme sorunu oluşmuş ise geçiçi bir süre uygulanabilir, bunun dışında bir yararı olmadığı gibi hem birçok komplikasyonlara neden olabilir hem de gereksiz bir maliyettir.

  • Kanserli hastaların son dönemlerinde (terminal dönemlerinde) ağızdan ve damardan beslenememeleri hasta yakınlarını çok üzmekte. Bu gibi durumda hastaları damardan beslemenin yaşamlarına katkısı olur mu?

    Maalesef olmamaktadır, terminal dönemde bir hastanın beslenmesi en az duruma indirilebilir, gereksiz gıda alımları ve hele damardan beslenmenin hastaya hiçbir katkısı yoktur, hasta yakınlarını psikolojik olarak tatmin etmekten başka yararı yoktur.

  • İlaç araştırmaları denince hastaların aklına ilk "denek" olmak geliyor. Sizce bu sevimsiz öngörü kaldırılabilir mi?

    "Denek" kelimesi, gerçekten hastalar ve yakınları tarafından "kobay" olarak algılanıyor. "Denek" kelimesi bilim dilinde bir terminoloji olup, bizim hastalarımız için kullanılmasının zorunlu ve doğru olmadığını düşünüyorum. Bu insanlar bizim için "gönüllü hastalar"dır. Araştırmaya katılmayı kabul eden hasta için, biz yine sadece "hasta" kelimesini kullanmalıyız.

  • İlaç araştırmaları kimler tarafından planlanır, hangi aşamalardan geçtikten sonra hastalara sunulur?

    İlaç araştırmaları günümüzde öncelikle insan sağlığı için yeni ilaçlar keşfetme gücüne sahip "Araştırıcı İlaç firmaları" tarafından planlanmaktaysa da; araştırıcı doktorların kendilerinin başlattığı veya başta Avrupa ve Amerika olmak üzere ülkemiz de dahil bir çok ülke kaynaklı "bağımsız sağlık araştırma kuruluşları" (EORTC, ECOG, GOG, ülkemizde TOG gibi) tarafından planlanan araştırmalar da oldukça önemli sayıdadır.

  • İlaçlar insanlarda kullanılmaya başlamadan önce nasıl geliştirilir?

    İlaç geliştirilmesinde; bir molekülün doğada tanımlanması, saflaştırılması veya laboratuvar ortamında üretilmesinden, eczanede kutu içinde ilaç oluncaya kadar yıllarca süren bir çaba gereklidir. Bu süre en az 10-15 yıllık geceli gündüzlü bir çalışmayı gerektirmektedir. Keşfedilen ilaçlar; alt gruplarına göre farklı olmakla beraber, genel bir bilimsel disiplin içinde "insan öncesi çalışmalara" tabi tutulmaktadır. Bu çalışmalar ilk olarak tümör hücre kültürleriyle daha sonra deney hayvanları üzerinde laboratuvar ortamında yapılmaktadır. Burada amaç, öncelikle ilacın tümöre karşı etkisinin saptanması sonra da zararlı özelliklerinin test edilmesidir. İnsan çalışmalarından önceki çalışmaların temelini "toksikoloji" oluşturur. Bu da zararlı olabilecek maddelerin bu dönemde ayıklanmasıdır. Binlerce yeni keşfedilen üründen ancak bir ikisi bu toksikoloji çalışmalarını geçebilmektedir. Tüm bu döneme "preklinik çalışma dönemi" denilmektedir. Bu preklinik dönemde, ilaçların alt gruplarına göre farklı süreçler gözlenebilir. Kemoterapi ilaçları, biyolojik ilaçlar, aşılar ve hormonal ilaçlar kendi ilaç özelliklerine göre geliştirilirler.

    Eğer ilaç öncül maddeleri bu dönemden başarı ile çıkarsa, kanser ilacı dışındaki ilaç adayları "sağlıklı gönüllü insanlarda" özellikle yan etki konusundaki klinik çalışmalara alınmaktadır. Bu "sağlıklı gönüllü çalışmaları" onkolojik ilaçlar için mümkün değildir. Kanser ilaçları kendileri de zarar oluşturma potansiyeli olduğu için, sadece "gönüllü hastalar" ile yapılan klinik çalışmalarla geliştirilmektedir. Bu dönemde tedavi imkânı olarak sunulan bu ümit verici aday ilaçlar insan sağlığına bireysel katkıda bulunmaktadır.

  • Klinik çalışmalarda faz çalışması ne demektir? Kaç tür faz çalışması vardır?

    Çalışmalarda ilaç öncülleri belli bir güvenliği geçer ve insan da uygulamaya uygun olduğu ispatlanırsa, insanda deneneme süreci başlatılabilir.

    Faz çalışması ilaçların geliştirilmesindeki farklı basamakları ifade eder. İlaç geliştirme çalışmaları 4 fazda yapılır. İlk 3 fazda ilaç öncülleri henüz "resmi sağlık otoriteleri" tarafından ilaç olarak onaylanmamıştır. Bu moleküller hala geliştirilme aşamasındadır. Bu aşamalar Faz I, Faz II, ve Faz III olarak 3 kısımdan oluşur. İlacın ruhsatlandırılması sonrası yapılan ilaç çalışmalarına faz IV araştırmalar denilir. Böylece ilaçların gelişimi 4 faz çalışması içinde biçimlenir.

    Faz I çalışmalarda amaç, "ilacın insandaki güvenli dozunu tespit etmek" ve zararlı etki oluşmadan elde edilecek iyileştirici etkinin ipuçlarının ortaya konulmasıdır. Bu dönem, ilaçların gelişmesindeki en kritik basamaklardan biridir. Bu aşamadaki çalışmalarda, ilaç dozu tedrici olarak artırılmakta ve daha sıkı gözetim altında yapılmaktadır. Bu çalışma sonucunda ilacın güvenli bir şekilde tedavi edici dozu saptanmaktadır. Batı dünyasında çok yaygın olan bu aşama çalışmalar, ülkemizde nadiren yapılabilmektedir.

    Faz II çalışmalarda; belirli bir çeşit kanserde aday ilacın "tedavi edici etkisi" değerlendirilmektedir.

    Çalışmalarda Faz III’e ulaşan ilacın hem güvenlilik hem de etkinliği iyi bir şekilde ortaya konulmuştur. Ülkemizde ruhsat öncesi yapılan çalışmaların çoğu faz II ve faz III çalışmalardır. Bu çalışmalarda güvenlik açığı ve riski çok azdır. Faz III\'de otaya konulmak istenen, "yeni geliştirilmekte olan ilacın" bu hastalıkta etkisi daha önceden bilinen ilaçlara göre daha iyi olup olmadığının kanıtlanmasıdır. Bu çalışmalarda gönüllü hakları, "etik kurullar" ve "devletlerin sağlık otoriteleri"çok ciddi bir biçimde korunmaktadır. Hiçbir klinik araştırma, etik kurullardan ve yetkili mercilerden izin alınmadan ve gönüllünün rızası olmadan yapılamaz. Gönüllü istediği anda, hiç bir sebep belirtmeden bütün faz çalışmalarından ayrılma hakkına sahiptir.

    Faz IV çalışmalar; ilacın eczanede yerini aldıktan sonraki dönemleri ve ruhsatlandığı hastalıklardaki kullanımını kapsar. Eğer ilaç daha önce ruhsatlanmadığı bir hastalık için incelenecekse; yıllardır kullanılan bir ilaç olsa bile, bu ilaç yeni geliştiriliyormuşçasına daha önceki faz 2 dönemine yeni hastalık için geri dönmüş olur. Güvenlik, ilacın her fazında daima en önemli değerlendirme maddesidir. İlaç sağlık için kullanıldığı sürece bu güvenlilik değerlendirmeleri devam eder gider.